Yükleniyor...
Son Dakika
22.9.2018

Köylünün, çiftçinin kazanması için yerel tohum takas şenlikleri

Dünyanın en stratejik ürünü kuşkusuz tohum. Uluslararası tekeller GDO ve gen teknolojileriyle tohumculuğu tüm dünyada kontrol altına almaya çalışıyor. Çiftçinin bu tekellere karşı koyabilmesinin tek yolu ise yerel tohum takasından geçiyor. Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi'nden Prof. Dr. Tayfun Özkaya, Birgün gazetesinde çıkan yazısında bu konuyu gündeme getirdi.

Prof. Dr. Tayfun Özkaya'nın yazısı şöyle: 

Yerel tohum ile yerli tohumun aynı olmadığını vurgulayalım. Bir tohumun çoğu yabancı olan şirketlerce Türkiye içinde üretilmesi ve hatta bir kısmının ihraç edilmesi çok iyi bir gelişme sayılmaz. Çünkü bunlar da yerel tohumun yok olmasına hizmet etmekte. Bu açıdan yerli şirketlerle yabancı şirketlerin çok farkı yok. Zaten geçen dönemlerde bazı yerli sermayeli şirketler yüzde yüz olmak üzere yabancı tohum tekelleri tarafından satın alındı. Geri kalanlarını da bekleyen son bu.

 

Yerel tohumlarla kimyasal ilaç ve kimyasal gübre kullanmadan yapılacak olan tarımsal üretim bazılarına çok hayalci gelebilir. Bizce bu tüketicinin kanser başta hastalıklardan kurtulması ve lezzetli ürünler yemesi, köylünün yoksulluktan kurtulması, doğanın yok olmaktan kurtulması ile ilgilidir. Endüstriyel tarıma övgü yapanlar bu sistemin dünyadan açlığı kaldıramadığı gibi derinleştirdiğini de unutmasınlar. Ayrıca bilime ve gelişmelere karşı değiliz. Katılımcı ıslah yaklaşımı ile çiftçiler ve bilimciler birlikte çok güzel çeşitler ıslah edebiliyorlar.

 

Kanunun çıktığı 2006 yılından bu yana Türkiye tohum ithalatı ile tohum ihracatı arasındaki fark devam ediyor. 2006’da 105 milyon dolarlık tohum ithalatımız vardı, ihracat ise 47 milyon dolardı. Açık 58 milyon dolardı. 2013’te ithalat 194 milyon dolar, ihracat 126 milyon dolar oldu. Açık ise 68 milyon dolara çıktı. 2015 yılında tohum ihracatımız 102 milyon 717 bin dolar, ithalatımız ise 202 milyon 181 bin dolar oldu. Açık 99 milyon dolar olarak artış gösterdi. İhracatın ithalatı karşılama oranı çok küçük bir artış gösterdi. 2015 yılında ihracatın %48’ini ayçiçeği, %30’unu hibrit mısır oluştururken; ithalatın %57’sini sebze tohumları, %12’sini patates oluşturuyor.

 

Sonuç olarak tohumluk dış ödemeler dengemizi hâlâ olumsuz etkiliyor. Ödemeler dengesinin tohumlukta açık vermesi, bu alandaki sorunlar içinde çok da önde gelenlerden değil. Petrol, pamuk, bitkisel yağ vb alanlardaki durum düşünülürse tohumluktaki açık çok da fazla değil aslında. Ancak yabancı tohum şirketlerinin tohumlarına bağımlılığımız arttıkça uzaktan hepimizi kumanda etmiş oluyorlar. Bu şirketlerin çoğu aslında tarım ilacı da satıyor. Dolayısıyla onları da alıyoruz. Çünkü tohumlukları hastalık ve zararlılara dayanıklı değil. Üstelik bu ürünlerin besin değerleri de düşük. Daha sonra bu tarım ilaçlarını kullanırken çiftçiler, ürünleri tüketirken halk zehirleniyor. Besin değerleri düşük olduğundan bizleri hastalıklardan korumuyor. Dahası bu şirketlerin bir kısmı beşeri ilaç da satıyor. Dolayısıyla bir satış daha yapılıyor. Bu gibi şirketlerin üç ayrı cebi var. Sağ cebine tohum, soluna tarım ilacı, arka cebine de beşeri ilaç parası giriyor.

 

Bakanlık tahıllar, baklagiller, yem bitkileri ve yağ bitkilerinde sertifikalı tohumları (şirket tohumları) kullananlara tarım desteklerini vermeyi öngören bir tarım politikası değişikliğine gidiyor Bunların en başında da mazotun yarısının devlet tarafından ödenecek olması geliyor. Bu politika değişikliklerinin tohum şirketleri tarafından istenildiğini bu kuruluşların temsilcilerin medyaya yaptıkları açıklamalardan çok net bir şekilde biliyoruz. Tabii bu değişimin gerekçesi olarak verimi arttırmak gösteriliyor. Verim artınca çiftçi de daha çok kazanacak deniliyor. Gerçekte ise bu değişiklik daha çok tohum şirketlerine hizmet ediyor ve zaten onların lobi çalışmaları ile büyük ölçüde gerçekleşme yolunda. Çiftçinin en büyük kaybı ürünlerine iyi fiyat bulamamaktan kaynaklanıyor. Bir de girdileri sürekli artan yüksek fiyatlarla satın almaktan. Çiftçinin eline geçen fiyatların yükselmesi yönünde bakanlık bir şey yapmıyor. Çünkü bu neoliberal idoloji tarafından yasaklanmış bulunuyor. Fiyatları etkilemeyen prim vb. ile önemsiz düzeylerde destekler yapılıyor. Güya serbest piyasa her şeyi düzenliyor. Gerçekte tabii böyle bir serbest piyasa falan yok. Güçlü yerli ve yabancı şirketler ürün fiyatlarını büyük ölçüde dikte ediyor.

 

Buğday gibi birçok üründe her yıl sertifikalı tohum almak gerekmiyor. Örneğin buğdayda çiftçi başak çekimi denilen seçme işlemini de biliyorsa dört yıl kadar bir sürede verim kaybı olmadan kendi tohumluğunu kullanabilir. Tabii tohumluğun temizlenmesi de gerekiyor. Her yıl sertifikalı tohuma çiftçiyi zorlamak tohum şirketine hizmet ediyor. Tabii bu politika değişikliğinin temel hedefi yerel tohumların kullanımını azaltmak.

 

31 Mart 2017’de İzmir’in ilçesi Kemalpaşa’da Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ve belediye tarafından 1. Yerel Tohum Buluşması adlı bir etkinlik gerçekleştirildi. Halbuki 2010 yılından bu yana birçok il ve ilçede defalarca yerel tohum takas şenlikleri/etkinlikleri yapılmıştır. Bakanlıkça yapılan etkinliğin amacı artık halkımızın nerede ise tamamının yerel tohumun önemini anlaması gerçeği karşısında yapılan politika değişikliklerini sempatik gösterme arzusudur.

 

Kısacası yerel tohumun tabutuna yeni bir çivi çakılmak üzeredir. ABD gibi ülkelerde yerel tohumların benzer politikalar sonucu bazı türlerde yüzde yüze yaklaşan oranlarda kaybolduğu bilinmektedir. Birçok çeşit bir daha ulaşılamayacak şekilde dünyadan yok olmuştur.


 
ABD gibi gelişmiş ülkelerde yürütülmüş tohum politikaları bu ülkelerde yerel tohum çeşitlerinin yüzde yüze yaklaşan oranlarda kaybolması ile sonuçlanmıştır. “Merak etmeyin gen merkezlerinde bunları saklıyoruz” deniliyorsa konu hiç anlaşılmamış demektir. En iyi koruma yerel çeşitleri ekerek olur. Yerel tohumlar kimyasallar olmadan yetiştirilebilir. Daha besleyicidir. Küresel iklim değişikliğine daha kolay uyum sağlanmasına yol açar. Çiftçi tarafından daha düşük maliyetle üretilebilir. Uygun kanallar geliştirilirse çiftçinin eline daha iyi fiyatlar geçebilir. Gerek üretirken gerekse tüketirken halk sağlığını daha iyi korur. Ancak bütün devlet politikaları bu yerel tohumlara ve agro ekolojik tarım sistemine karşı çalışırsa bunu gerçekleştirmek epeyce zor olacaktır. Ancak başka çare yok. Endüstriyel tarım sistemi dünyayı ve insanlığı yok olmaya sürüklüyor. Ülkemizde az da olsa ekolojik köylü pazarları, topluluk destekli tarım grupları ile zehir ve sentetik gübre kullanmadan ve yerel tohumla üretilmiş ürünler tüketici ile buluşuyor. Hem çiftçi hem tüketici memnun oluyor. Tüketiciler de sıradan bir tüketici olmaktan çıkıyor ve aktif hale geliyor. Kaynak: Birgün.net





Bu Habere Ait Fotoğraflar

Bu Habere Ait Yorumlar


" Okuyucular tarafından www.ulusaltarim.com 'da yayınlanan içeriklere ilişkin yapılan yorumların cezai ve hukuki sorumluluğu yorumu yapan kişinin kendisine aittir. "

" Okuyucu yorumları hukuka uygunluk veya güncel bilgi içerip içermediği hususları bakımından değerlendirilmemekte, yorumlar otomatik olarak onaylanmaktadır. www.ulusaltarim.com, yapılan yorumlarla ilgili herhangi bir konuda sorumluluk kabul etmemektedir. "

" Köşe yazarının kaleme aldığı yazıların her türlü hukuki sorumluluğu yazarın kendisine aittir.
Ulusal Tarım, yazarların düşünce özgürlüğüne müdahale etmemektedir. "
Adınız *

E-Posta * (Yorumda Görünmeyecektir.)

Yorumunuz *



Yorumu Gönder